Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Renkli Dünyası

763

Sanatların birbiri ile iç içe geçişinin vücut bulduğu güzide ismlerden biri olan Bedri Rahmi Eyüpoğlu, hem resimleriyle hem şiir ve yazılarıyla Türk sanatının unutulmaz simalarından biridir. Karadut’un ve Üç Dil’in şairini tanımayan yoktur, ama biz onun hayatı ve eserleriyle bir kez daha analım:

1911’de Giresun’da doğan sanatçı, beş çocuklu bir ailede büyüdü. Trabzon Lisesi’nde okurken resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi’nin de etkisiyle resme olan yeteneğini geliştirmeye başladı. 1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. 1930’da Paris’e ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun yanına gitti. Burada kübist ve konstrüktif yaklaşımları geliştirerek sanat çizgisini buldu. İlk bireysel sergisini 1934’te Bükreş’te açtı.

Ülkeye döndükten sonra bir süre geçimini sağlamak için resim faaliyetlerinin yanında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. CHP’nin kültür programı dairesinde Edirne, Çorum gibi şehirleri dolaştı. Şehir ve köy manzaralarını, Anadolu’nun insan portrelerini resmetti. Daha sonra Moskova’da düzenlenen Çağdaş Türk Sanatı Sergisi’ne katıldı.

1940’lı yıllarda duvar resimleri üzerinde çalışmaya başladı. Daha çok İstanbul’da yaptığı duvar resimleri ile dikkat çekti. Asmalimescit’te atölye ve galeri açarak, sanatına yoğunlaşan Eyüboğlu, bir Paris gezisi sonrası mozaik çalışmalarına yöneldi. Avrupanın çeşitli şehirlerinde eserleri ile tanınır hale geldi ve yurt dışı ilişkilerini giderek genişletti. 1969’da Sao Paulo Bienali’nde onur madalyası aldı. 1972’de Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödülünü aldı.

Daha pek çok sergi açan ve pek çok ödüle layık görülen sanatçı, hayatını sürekli olarak sanatında kendini geliştirmeye adadı ve yeni stilleri denemekten geri durmadı. Gravür, mozaik, heykel, seramik gibi alanlarda da eserler verdi. Resim atölyesinde pek çok öğrenciyi eğitti. Kumaşlar üstüne baskılar yaparak yazmacılığı da sanatının bir parçası haline getiren Bedri Rahmi, bir yanıyla da edebiyattan ayrılmadı. Şiirlerini Yeditepe, Varlı, Ses, İnsan gibi dönemin önemli dergilerinde yayımladı. Ayrıca çok sayıda seyahatinin bir neticesi olarak gezi yazıları ve denemeler kaleme aldı.

Halk dilinin sadeliğini ve zenginliğini yakalamaya çalıştığı edebi ürünlerinde resimlerindeki tasvir gücü kendini gösterdi. Bedri Rahmi Eyüboğlu, velut ve hareketli bir hayatın sonunda 21 Eylül 1975’te İstanbul’da vefat etti.

Eserleri:

Şiir:

  • Yaradana Mektuplar (1941),
  • Karadut (1948),
  • Tuz (1952),
  • Üçü Birden (1953),
  • Dördü Birden (1956),
  • Karadut 69 (1969),
  • Dol Kara-bakır Dol (1974).

Gezi:

  • Canım Anadolu (1953)
  • Tezek (1975)
  • Delifişek (1975)

Monografi:

  • Nazmi Ziya (1937)

Deneme:

  • Turan Erol Ne Getirdi! (1969)

Ölümünden sonra yayımlanan eserleri:

  • Yaşadım (kitaplarına girmemiş 25 şiir, 1977),
  • Binbir Bedros (resim albümü, 1977),
  • Babatomiler (1978),
  • Çağdaş Türk Resminden Örnekler (başka imzalarla, 1982),
  • Kardeş Mektupları (mektup, 1985),
  • Yukulele’ye Mektuplar (Çinli bir ressama mektupları, bas. haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 1989),
  • Bu Anadolu Var ya (kitaplarına girmemiş yazılarından seçme, 1993),
  • Kültür Yokuşu (haz. Mehmet Eyüboğlu, 1995),
  • Körolası (yazılar, 1999),
  • Dost Dost (1938-1945 arası deneme ve makaleleri, 2004),
  • Resme Bakarken (haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 2005),
  • Aşk Mektupları I, II, III (Fransızcadan çeviri, yay. haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 2000-2001, 2006).

KARADUT

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın

 

ÇAKIL

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.

 

ÜÇ DİL

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz