Edebiyat Dünyasının Büyük Aşkları-I

406

Edebiyat dünyasının yazar ve şairlerinin hayatlarına damga vuran, şiirlerine ve yazılara ilham olan büyük aşkları…

AHMED ARİF–LEYLA ERBİL

Büyük bir tutkuyla seven Ahmed Arif , kavuşamadığı sevdiği Leyla Erbil…Ve aşkların şahitliği mektuplarda cehennem cennete, cennet cehenneme dönüyor aşkla. Ve Ahmed Arif tek şiir kitabı “Hasretinden Prangalar Eskittim”i yazıyor.

“Kimselere
mecbur olmadım
olmam da
Yiğitliğim ve Rivayet olunan erkekliğim,
bundandır
Ama senin mecburun
olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor
Aksine yüceltiyorsun,
insan ediyorsun,
yaşatıyorsun.”

****

ALBERT CAMUS- MARİA CASARES

Nobel ödüllü Albert Camus kalbi, tiyatro ve sinema oyuncusu Maria Casares’e karşı konulamaz bir aşk ile dolup taşıyor. Mektuplar, mektuplardaki aşk cümleleri yine bu aşkın şahidi oluyor. Camus’un eşinin aynı şehre gelmesi ile bu aşk son buluyor. Paris’e 12 yıl boyunca mektuplar gidiyor ve hep kavuşmaktan bahsediyor ama Camus, Paris’e hiç geri dönmüyor.

“Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, arkamdan gelme yol gösteremeyebilirim; yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.”

*****

ATİLLA İLHAN-MARİA MİSSAKİAN

Atilla İlhan’ın hüzünlü Paris aşkının adı Maria Missakian… İlhan, Parisli umutsuz günlerinde bir kafenin karanlık arka köşesinde bir masada tanıştı aşkıyla. Ve Paris sokaklarında sadece br türkle konuşma merakı ile adım atan Maria ile birden iki sersem aşık oluyor Paris sokaklarında. İstanbul’a dönmek zorunda kaldığında Maria ‘da gelmesi için girişime başlıyorlar. Ama bir sürü engel çıkıyor ve Maria’sız dönüyor İstanbul’a, İlhan. Son bir hüzünlü haber geliyor “Maria’nın selamı var, dedi. Hayırsız bir müzisyenle evli, iki de çocuğu olmuş.”

“Yine akşam oldu
Atilla İlhan
Üstelik yalnızsın
Sonbaharın yabancısı
Belki pariste
Maria Missakian
Avuçlarında bir
Çarmıhın acısı
Gizlice bir sefalet
gecesi
Çocuğunu boğarmış
Gibi boğup Paris’i
Sana kaçmayı
tasalanan her akşam.

*****

BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU-MARİ GEREKMEZYAN

Yasak aşk diye tabir ediliyor onların aşkı ama Bedri Rahmi Eyüpoğlu için Mari, karadutu, çatal karası, çingenesi, gülen ayvası, ağlayan narı, kadını, kısrağı, karımsı idi.

Eyüpoğlu, Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistanlık yaparken heykel bölümüne misafir bir öğrenci gelir, aslında bir sevdayı da getirir; Bir Ermeni kızı Mari Gerekmezyan… Bu aşk ile Mari büst yapar, Eyüpoğlu tablo ve şiir yazar. Mari’nin amansız bir hastalığa düşmesi, tedavi olması için parasının olmaması ile ömrü uzun olmaz. Mari kısacık hayatına Eyüpoğlu ile kocaman bir aşkı sığdırır.

“Dili mercan
dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum,
Karadutum,
çatal karam, çingenem,
Daha nem olacaktın bir tanem?
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.”

*****

CAN YÜCEL-GÜLER YÜCEL

Can Yücel ve Güler Hanım İstanbul’da tanıştı ve evliliklerinden Güzel, Su ve Hasan adında üç tane evlat sahibi oldu. Can Yücel’in vefatından sonra Güler Hanım aşklarını şöyle anlatıyor: “Ben ve Can için ise şu koskoca dünyada milyonlarca genç arasında birbirimize rastlamamız, karşılamamız rastlantısal bir mucize değilse nedir? Ama bizim şansımız; bu tokuşmadan, bu gerçeği başında fark etmemiz ve sonuna kadar böyle yaşamamız. Bizim evde şiir pişerdi, aşk pişerdi… Harlı bir adamla, şiir ve aşk pişirmek kaç insana nasip olur? Düşünün ne kadar şanslı olduğumu.”

“Bizimkisi bir aşk hikayesi değildi. Aşk’tı bizimkisi, gerisi hikayeydi.”

*****

CEMAL SÜREYA-TOMRİS UYAR

Cemal Süreya ile çok sevilen kadın Tomris Uyar aşkını eve geç gel biraz diyen eşini kırmamak için vaktinde gelip evin önünde oylanırken yakalanma hikayesinden biliyoruz onların aşklarını. Tanıştıklarında ikisi de evliydi ve dedikodular birbirleri için boşandıklarını söyler. Evlenirler, o meşhur hikayenin birbirine bağlı çifti olurlar. Üç yıl sonra tükendi bu büyük aşk. Ama dost kalarak ayrılıyoruz dediler. Sonrasında Tomris: “Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı” derken, Cemal Süreyya bu aşkın sonunda: “Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikayen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” dedi ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.

“Ay ışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni”

******

DOSTOYEVSKİ-ANNA

Karanlık hayat hikayesi ile biliyoruz biz Dostoyevski’yi… Karanlık bir çocukluk, erken kaybedilen bir anne, zorlu bir hayat vb. Anna aşkı bu karamsarlığın orasındaki bir aşk. İlk görüşte vurulmadılar birbirlerine çalışırken zamanla başladı aşkları. Dostoyevski, Anna’ya olan ilgisini açmak için Anna diye bir kadınla yaşlı bir sanatçının romanını yazmaktan bahseder. “Mümkün mudur, böyle bir aşk?” diye sorar. Ve ekler; “Kendini onun yerine koy. Farz edelim ki, o sanatçı, yani ben, sana aşık olduğunu itiraf ediyor ve senden karısı olmanı istiyor. Ne derdin?” Anna bu itirafa tereddütsüz olumlu cevap verir. Evlilik ve çocukla güzelleşen bu aşk, Dostoyevski’nin kumar bağımlılığı yüzünden sıkıntı yaşarlar. Ama ölene kadar beraberlerdir.

“Sevmek, güzel birinde
aşkı aramak değil, o kişide
bilmediğin bir zamanın,
beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.”

***

EDGAR ALLAN POE-VİRGİNİA ELİZA POE

İflah olmaz bir aşık, Edgar Allan Poe… Kalbi, aşkı arayan bir deha ya da dehanın deliliğe kayan çizgisinde duran bir yazar. Tanınmaya başladığında yazıları dergide yayınlanıp, iş bulduğu bir dönemde çalı aşk kapısını. Aykırı idi bu aşk, 14 yaşındaki kuzeni Virginia’ya vuruldu. Evlendiler, çocukları oldu, birbirlerine aşkla bağlandılar. Ama aşk çözmedi her şeyi. Edgar Allan Poe işsiz kalınca, yoksulluğa duyduğu öfke ile içki ve karamsarlığın kucağına düştü. Ne kadar çalışsa da yazdıkları onu bu durumdan kurtarmadı. Bu karamsar günlerin içindeki iken aşkı Virginia, veremden Edgar’ın kollarında hayata gözlerini yumdu.

“Onunla beraber, aşk içinden yaşlandık,
Yabanı da ormanı da dolaştık;
Kış havasında göğsüm ona kalkan olur
Güneş ışığı cana yakın güldüğü vakit
O dilber açılmakta olan gökleri nişanlardı
Ben onun gözlerinden başka bir cennet görmedim.”

****

FÜRUZAN–TURHAN SELÇUK

Özgün ve çok yönlü bir yazar olan Füruzan, bir ara tiyatroya bir ara resme ilgi göstersede yazar olmaya karar verdi. Ünlü karikatürist Turhan Selçuk ile evlenir. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden Füruzan’a Selçuk soyadı kaldı. Sonrasında tüm eserlerini Selçuk soyadı ile imzaladı.

“Bir şey var ki o çok önemli, insanlara sevgimiz arttı ve de güvenimiz;
ufak tefek akıllı akıllı bakan bir kız, sana yakışan sonuna dek dayanmaktır, diyor,
onlar mı çok iyiydiler, hadi canım ordan, herkesin kendince iyiliği nitelemesi var,
kimse mükemmel değil; bunu öğrendiğimizde kendimizi tanımış olduk,
beğendik de, bu ayağımızın suya ermesiydi…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz