Hayat Bir Kriz Yönetme Sanatıdır

575

Sosyalleşmek insan doğasının bir parçası, fakat derecesi ve yöntemleri herkes için bireysel nitelikler taşıyor. İnsanlarla iletişim kurarken takındığımız tavırlar, aldığımız pozisyonlar ise aslında birer ayna! Geçmişin bugünü nasıl etkilediğini görmek isteyenler bu aynada kendini izlemeli.

Erik Erikson, sekiz psikososyal gelişim dönemi tanımlamıştır. Gelişimde kritik dönemler vardır. Her dönemde atlanması gereken bir kriz, bir çatışma bulunmaktadır. İnsanların sağlıklı bir kişilik kazanabilmeleri için her dönemin başarılı olarak atlanması gerekmektedir. Eğer bir dönemdeki kriz tam olarak çözümlenemezse bireyin yaşamının daha sonraki dönemlerinde de bu kriz devam eder, çözümleninceye kadar problem yaratır.

Güvene Karşı Güvensizlik

Bu dönem doğumdan 1 yaşına kadar sürer. Bu dönemde bebekler çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler. Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması, büyük ölçüde anne ya da onun yerine geçen yetişkine bağlıdır. Anne ya da onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır. Çocukta böylece iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır. Örneğin, herkese karşı güvensiz birinin bu yaş aralığı incelenirse onun anne ile bir iletişim sorunu yaşadığı ortaya çıkar.

Bağımsızlığa Karşı Utanma ve Şüphecilik

Bu dönem 1-3 yaşları arasında sürer. Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte ve başkaları ile iletişim kurabilecek oranda konuşmaktadır. Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağlı kalmak istemezler. Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için, özgürlüğü hissetmelidir. Kendi kendine yemek yeme, eşyalarını toplama, giyinme ve soyunma, giysisini seçme, karşılaştığı kimi problemleri çözme çabalarına özgürlük tanımak gerekir. Böylece çocukta bağımsızlık duygusunun temelleri atılır. Kendi kendini kontrol etme ve öz saygı bu dönemde oluşur. Toplumda özgüveni ve sorumluluk bilinci yüksek insanlara bakıldığında 1-3 yaş aralığında, bağımsızlık duygusunun pekiştirilmiş olduğu görülür.

Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duyma

Girişkenliğe karşı suçluluk duyma üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdedir. Çocuğun motor ve dil gelişimi, onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına, daha atılgan olmasına olanak verir. Gerek anne-baba, gerekse öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler-okul, çocuğun özgür bir şekilde koşmasına, atlamasına, oynamasına izin vermelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin, kendini davranışlarından dolayı suçlu hissetmesin. Doğal meraklarından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta, suçluluk duygusu gelişmektedir.

Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu

Bu dönem 6-12 yaş arasında sürer. Erikson’a göre birey kişilik gelişimlerinden ilkinde “ bana ne verildiyse ben oyum” ikincisinde “ ne yaparsam oyum” üçüncüsünde hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim” dördüncüsünde “ ne öğrenirsem oyum” inancına sahiptir. Bu dönemde çocuk okula gittiği için sosyal dünyasında büyük bir genişleme meydana gelir. Arkadaşlar ve öğretmenin çocuk üstündeki etkisi artarken anne- babanın etkisi giderek azalır. Çocuklar u dönemde, yetişkinlerin kullandıkları aletleri kullanmaya çalışırlar, bir şey üretmeye çaba gösterirler. Çocukların çabaları desteklendiğinde, çalışma ve başarılı olma davranışları gelişir. Sürekli olarak yaptıklarında eleştirilen bir desteklenmeyen, beğenilmeyen çocuklar, yaptıklarının değersizliğine inanarak aşağılık duygusu geliştirebilirler.

Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası

Bu dönem 12-18 yaş arasını kapsar, ergen bu dönemde kimlik arayışı içindedir. Hızlı fiziksel ve fizyolojik gelişimi ile baş etmeye çalışırken bir yandan da gelecekteki eğitimi, kariyeri hakkında yeni kararlar vere durumundadır. Ergenin üstünde akran grupların büyük etkisi vardır. Erikson’a göre ergen bu dönemde başarılı bir şekilde kimlik sorununu çözerse kendine güvenen bir kişi olarak yaşamını sürdürür. Bu dönemde “ Ben kimim?” sorusu çok önemli hale gelir. Ergen bu soruyu cevaplarken, daha çok akran gruplardan etkilenir. Ergenlik dönemi değişme zamanıdır. Ergenin bu dönemde cevaplaması gereken birçok soru vardır. Bunlardan bazıları “ Çocuk mu yoksa yetişkin miyim?”, “Bir gün baba ya da anne olacak mıyım?”, “ Başarılı mı yoksa başarısız mı olacağım?” şeklindedir. Ergenin sağlıklı bir kimlik kazanmasında çevresinde model alabileceği yetişkinlerin bulunması önemlidir.

Dostluk Kazanmaya Karşı Yalnız Kalma

Yaklaşık olarak 18-26 yaşlarını kapsar. Ergenlik döneminde kimliğini bulan kişi bu dönemde artık başkaları ile dostluklar kurabilir. Karşı cinsle arkadaşlıkta sevgi ağırlık taşır. Gencin yaşamında evlilik ve iş kariyeri önemli hale gelir. Bu dönemde dostluklar sağlam temeller üzerine kurulur. Gencin yaşamında evlilik konuları ve evlenme önemli bir yer tutar. Bu dönemdeki krizi sağlıklı olarak atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur. Aksi halde başkaları ile dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç, birey için istenmeyen ve sağlıksız olan psikolojik bir yalnızlığa itebilir. İnsana sevgi ve saygıyı esas alan bir toplum yapısında, bu çatışmaların başarılı bir şekilde çözümlenebileceği gözlemlenebilir.

Üretkenliğe Karşı Duraklama

Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Birey için çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önemli olduğu gibi evi dışında da gelecek nesillerin oluşmasına rehberlik ederek üretken olabilir. Üretken olamadığında ise bir işe yaramama duygusuna kapılıp durgunluk içine girebilir. Bu dönemi olumlu atlatabilmesi için bireyin evini, işini paylaştığı kişilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Yetişkin bu dönemde üretken ve yaratıcıdır. Kişi evi dışında da topluma yararlı işler yapabildiği, kendinden sonraki nesle rehberlik yapabildiği sürece üretkenliğini sürdürür. Toplumsal kimi kuruluşlara üye olma ve gönüllü çalışma faaliyetlerine girebilir.

Benlik Bütünlüğüne Karşı Mutsuzluk

İleri yetişkinlik yıllarını kapsar. Bu dönemde birey ya önceki yedi dönemin olumlu birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş, mutlu, güvenli, sevilen, aranan bir kişi ya da önceki dönemleri sağlıklı geçememe sonucu mutsuzluklar içinde hırçın aksi, hiçbir şeyden memnun olmayan insan görünümündedir. Örneğin, çocukları kendisini sık sık ziyarete geldiği halde her seferinde onların ilgisizliğinden ve onu görmeye gelmediklerinden, gelseler de bunu kendilerini mecbur hissettikleri için yaptıklarından şikayet eden bir anne ya da baba geçmiş yaşantısının olumsuz birikimini yansıtmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz