Heidegger’in Aynasından Varoluş: Dünyalı Olmaktan Fazlası

398

Martin Heidegger, 20. yüzyılda insanın varoluşu üzerine yoğunlaşan felsefi bakış açısını inşa eden önemli isimlerden biridir. İnsanın varolmasını, kendi varlığını sorun haline getirmesiyle ve onun üzerine düşünmesiyle koşut görür. Bu kendi benini sorgulama zamana yayılır ve şimdi-geçmiş-gelecek bağlamında bütünlük arz eden her tür düşünsel duygusal ve fiilî edim bir zamansallık ifade eder. İşte tek tek her insan bu zamansallık içinde varolmasını kurduğundan bütün bir “insan varlığı” da bu zamansallığın kendisi haline gelir. Böylesi bir varolmada temel olarak dünya içinde var olabilmeden başlayarak başkaları ile birlikte olma, dili kullanma, özenle uğraşılan şeylere kurulan bağlantı ve sürekli değişerek şimdide varlığını sürdürme nitelikleri belirleyicidir.

Varlığın şimdiki zamanda var olması herkes için temelde “Ben varım.” ifadesi ile belirlenir.[1] Fakat varolmak için bu önermeden daha fazla belirleyene ihtiyaç duyulur. Heidegger, varolmanın temel özelliklerini şu şekilde sıralar:

  • “Dünyanın içinde olmak”(s.71) olarak varolama, dünyada iş görüp, bu iş görmeyi başarıyla yerine getirebilmek. Yani hem dünyada kalma, hem de burada yaşamı sürdürebilme becerisidir.

  • Dünyanın içinde “birileri ile olmak”(s.71) Varolmanın bir diğer ayağıdır. Bu, aynı dünyayı başkaları ile paylaşma ve başkalarının da yapıp etmelerine bağlı olarak varolmadır.

  • Konuşma; varolmanın ana belirleyenlerinden biridir. İnsanların birlikte var olması konuşarak mümkün olur. Konuşma, insana hem kendi varolması hem de başkalarınınkini anlama ve açıklama imkânı verir. İnsan konuşmalarında kendi varoluşunu dile getirir. Şimdideki varlık, kendine dair önce ve sonra ile bağdaşık değerlendirmeler ve açıklamalar yapar.

  • Şimdide “Ben varım.” önermesi ile kendini tanımlayan varlık, insan “dünya içinde olmak” olarak nitelenen dünyada iş görür olma özelliğini önce-şimdi-sonra çizgisinde bir bütün olarak konumlandırabilmelidir. Bu yüzden bütün özellikler “şu an” içinde bir arada bulunmalıdır.

  • Varolma, benim varolduğum bir varlıkta(insanda) ve başkaları ile birlikte kuruluyorsa burada benim her şeyden ve herkesten azade bir varoluşumdan söz edilemez. “Hiç kimse bizzat kendisi değildir.” (s. 75) İnsan olağan yaşamını bir “bileşen” ile sürdürür. Kendi varolmasından bahseden biri de ne yapsa aynı dünyayı paylaştığı başkalarından sıyrılamaz. Başka varolmaları bilerek ya da bilmeyerek kendi varoluşumuz yerine koyarız.

  • İnsan dikkatini ve ilgisini neyin etrafında toplar, ne ile uğraşırsa aslında bir biçimde varolması o “şey”e döner. Örneğin kendini mesleğine adamış bir doktor varoluşu hekimliğinin içinde bulunur. Kişinin şu anda dikkatle yaptığı ve gündelik hayatında en çok vakit ayırdığı şey ne ise o, öznenin varoluşunu belirler.

  • “Bene ve kendine” uzanmak gündelik varoluş içinde mümkün değildir. Bu sıradanlık içinde kişinin ben’i barınsa bile görünür halde değildir. Ancak özne “Genellikle ne ile ilişkideyse orada kendine rastlar.” (s.75) Bir tiyatro oyuncusunun ben’ini oyun esnasında gözlemleyebilmemiz gibi.

  • Varoluş, var olma ile bir tutulmamalıdır. Varoluş; “o olmak”tır.(s. 75) Bu ancak kendi üzerine konuşarak, kendi hakkında bilgi edinerek, kendine izah getirerek ve başkalarından gelen etkileri kendi bileşeninde harmanlayarak gerçekleşebilir.

 

[1] Martin Heidegger, Aristoteles, Augustinus, Heidegger Zaman Kavramı, çev. Saffet Babür, İmge Yayınları, İstanbul 1996, s. 59-101. (Bu çalışmada eserden yapılan alıntılar künyesi verilen basımdan yapılmıştır. Alıntıların belirtilmesi için sayfa numarası verilmiştir.)

Semra Yaman

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz