Kerbela Toprağını Öpmek Günah Mı?

433

Ramazan ayının kendine has soruları vardır. Tekrar tekrar sorulur. Her bayram sabahı, bayram namazını anlatmak gibidir. Unutulur çünkü… Ben de bu Muharrem ayında, sorulabilecek olan ama sorulmayan bir soruya eğilelim istedim…

Henüz daha yerle bir olmadan, yani 15 yıl kadar önce Suriye gezisi yapmıştım. Elbette gezinin en önemli ayaklarından biri de eskilerin Dımeşk de dedikleri Şam şehriydi. İslam dünyasının bu kadim kenti büyük bir büyüye sahipti. Her gittiğiniz mekanda başka bir ruh haline, tarihin, sanatın ya da felsefenin başka bir derinliğine kendinizi kaptırıyordunuz. Gitmek istediğim ve gittiğim mekanlardan birisi de Şamlıların “Sittu Zeynep” dedikleri, yani “Seyyidetü Zeynep” Türkçesi ile “Efendimiz Zeynep” anlamına gelen bölge idi. Burası Hazreti Zeynep’in ebedi istirahatgâhı olan türbenin de içinde bulunduğu görkemli cami ve etrafındaki alış-veriş merkezlerinden oluşan bir dini turizm bölgesiydi.

Tabii Hazreti Zeynep’in, Hazreti Ali ve Fatıma annemizin kızı olduğunu, yezit zamanında Kerbela’da esir alınıp Şam’a kadar perişan bir yolculukla getirildiğini, Şam’da alıkonulduğunu ve burada vefat ettiğini söylemeliyim. Yani Kerbela’yı gören ve anlatan Ehl-i Beyt kadınlarının başıdır.

Bu cesur ve pervasız annemizin önemini anlatmak gibi gereksiz bir işe girişmeyeceğim. Çünkü, Hazreti Zeynep’i bilmeyen Kerbela’yı bilmez. Kerbela’yı bilmeyen de İslam tarihini bilmez. Dinin nesiller boyunca aktarılan insanlık birikiminden de habersiz kalmıştır. Büyük bir sevgi halkasına kendisini katamamış, adaletin ve medeniyet duygularının kapısını aralayamamıştır. Sözü uzatmayayım, iki rehber arkadaşla beraber Sittu Zeynep’in yolunu tuttuk.

Gezimiz Muharrem ayına denk gelmişti. Sittu Zeynep aynı zamanda bir Şii mekanıydı. İğne atsan yere düşmez bir tablo bizi karşıladı. Özellikle İran’dan gelenler her yeri doldurmuştu. Gruplar halinde dolaşıyorlardı. Hınca hınç insan kalabalığı içinde Farsça ağıtlar yakıcı bir dille yükseliyorlardı. Ne dediklerini anlamasanız bile içinizden ağlamak geliyordu. Toplumsal yaşanan dini hayatın insan üzerindeki etkilerini görmek için bulunmaz bir manzara idi.

Hazreti Zeynep’in türbesine girdim ve dua ettim. Ama ayakta kalmak, türbeye dokunabilmek bile zordu. Akşam namazı vaktiydi. Diz çöküp oturdum bulduğum yere. Hemen yanımda 30-40 yaşlarında bir adam ve 7-8 yaşlarında oğlu vardı. İranlı gruptan oldukları anlaşılıyordu. Oldukça heyecanlıydı. Bana dönerek anlamadığım bir şey mırıldandı ve bir şey uzattı. Bir kalıba dökülmüş ve kurutulmuş, bir kırmızımsı toprak parçası idi. Üzerinde “Ya Hüseyn” yazıyordu.

– Bu nedir? Dedim. Türkçe olarak,
– Kerbela toprağı, dedi ve kendi elindekini öpüp başına koydu.

İran Azeri’si olduğunu anladığım bu adamın uzattığı toprak parçasını birkaç saniye incelerken, bir taraftan arkamda duran rehberlerim Arapça olarak “sakın yapma şirktir” diye fısıldıyor, bir taraftan da adamın kendi yanındaki rehberi -grup başı- Farsça olarak “Verme herkese, o sünni…” diyordu.

Aslında bu toprak parçaları, Şiilerin namaz kılarken kullandıkları secde taşları. Onlarda toprağa secde gerektiğinden, sürekli yanlarında taşıyorlar. Aslında doğruyu söylemek gerekirse ehli sünnette de secde toprağa yapılır. Peygamberin ashabının mescitlerinde yerler de topraktandı. Ne Peygamber ne dört halife mescitlere yer sergisi koyma işine girişmemişlerdi. Daha ilginci, mescitlerin hasırlarla kaplanması Emevilerin başlattığı bir gelenektir ve kabullenilmesi uzun sürmüştür.

Ben ne yaptım! Kerbela, bir vicdansızlığın, bir ihanetin, bir canavarlığın adıdır. Bir taraftan da haklı bir davanın, insaniyetin, sevginin, fedakarlığın ve bir ayrılığın ifadesidir. O Kerbela toprağı parçasını, “şirk” fısıltıları altında üç kere öpüp başıma koydum. Ve hatıra olarak yanıma aldım. Yani Kerbela’ya gitseydim ne yapacaksam ya da hasret kaldığı birine ya da bir yere kavuşan ne yaparsa onu yaptık. Şimdi size de sormak isterim:

-Kerbela toprağını, Hazreti Hüseyn’in elini öper gibi öpmek günah mı?

Davut GÖKSU

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz