Kitabelerden Kindle’lara Değişen Okuma Alışkanlıklarımız

482

Her geçen gün hayal dünyasının sınırlarını zorlayan teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir çağdayız. Bu icatlar devrinde dijitalleşmenin kapsamadığı hemen hiçbir alan kalmamış gibi. Dolayısıyla en eski alışkanlıklarımız dahi dijitalleşmekten kaçamıyor.

Genç nesillerin içine doğdukları bu teknoloji dünyası, onları geçmişin yaşam alışkanlıklarından çok daha farklı davranış, düşünüş şekillerine çekiyor. Dolayısıyla icatlar devri ifadesi yalnızca teknoloji açısından değil, yaşam şekilleri açısından da geçerli. Her nesilin dünyayla kurduğu ilişki bu dijital ilerlemeye paralel olarak şekilleniyor ve adeta yeniden icat ediliyor.

Şimdi bize bir örnek lazım. Teknolojinin kendi yasaları çevresinde biçimlendirdiği eski alışkanlıklarımızdan birini düşünelim: Kitap okumak ve kitaba ulaşmak! Yazının icadıyla başlayan ve yüzyıllar ötesine dayanan insanlık tarihini bilinir kılan kitaplar. Onlar çağlar ötesinden beri biz insanların en yakın dostları oldular. İnsan, önce taşlara kazıdı yazıyı. Göğe yükselen anıtlardan küçük taş parçalarına varana kadar, her yere kendi hikayesini yazdı.

Aslında geleceğe bir mektuptu bunların her biri. Bu dönemde şimdiki anlamıyla kitap diyemesek de yazıya ulaşmanın yolu, onun ayağına gitmekten geçiyordu. Kitabeleri çantanızda taşıyıp odanızda köşenize çekilerek okuyamazdınız öyle ya. Zamanla daha pratik yöntemler gelişti yazının kaydedilmesi için: Papirüslere yazma ve hayvan derisine kazıma gibi. Fakat bu dönemde de yazı ayrıcalıklı, ender ve ulaşılması zor bir şeydi. Bu ona adeta bir kutsiyet kazandırıyordu ve yazıcıların toplum ve devlet içindeki yeri oldukça yüksekti. Hele ki okumak, öyle herkesin harcı değildi.

Medeniyetlerin gelişmesiyle Uzak Doğu’da icat edilen baskı makineleri zamanla Avrupa başta olmak üzere bütün dünyaya yayıldı. Osmanlı’nın bu icatla tanışması yaşadığı dönemin marjinal isimlerinden biri olan İbrahim Müteferrika’nın 1727’de Avrupa’dan matbaayı İstanbula taşımasıyla başladı. İlk basılan eser ise Vankulu Lugatı oldu. Çoğu tercüme olan tarih, coğrafya, dil, din gibi konularda toplam 23 cilt kitap basıldı. Bu ilk dönem yayıncılık faaliyetleri çok sınırlı kalsa da yazı, artık bir baskı ürünü olarak topluma yayılmaya başladı.

1839’daki Tanzimat Fermanı ile Batıya hem sosyal cepheden hem de devlet nazarında büyük bir açılım dönemine girilmesiyle yayıncılık faaliyetlerinin artması yazının yaygınlık kazanmasını sağladı. Özellikle gazelecilik faaliyetleri sayesinde artık yazı ve kitap sokağa inme ve her eve grime imkânına kavuştu. Artık odamızda köşemize çekilip sarı yapraklar arasında yolculuğa çıkma vakti gelmişti.

Bireyselleşmenin önemli adımlarından biri olan içinden kendi kendine kitap okuma alışkanlığı gelişmeye başladı. Devlet erkanının altın varaklarla, tezhip süsleriyle birer mücevheri elinde tutar gibi okuduğu el yazması kitaplar, yavaş yavaş sadeleşti ve dizgi makinelerinden çıktıkları haliyle okurla buluşmaya başladı. Sokaklar çantaları gazete dolu seyyar kitap satıcıları ile dolarken, köşe başlarında kitapçılar açılmaya, önce İstanbul’da sonra büyük şehirlerde olmak üzere matbaacılık faaliyetlerinin yürütüldüğü kültür muhitleri oluşmaya başladı. Bu muhitler, aydın ve sanatçıların yuvası haline geldi. Basılan kitaplar da onların basıldığı teknolojiler de zamanla gelişti ve çoğaldı. Fakat yakın döneme kadar –1970’li yıllara kadar- yazıyla buluşma, kitap okuma şekli hemen hemen aynı kaldı. Bunun için bir kitapçıya gidip kağıda basılmış haldeki esere, belli bir ücret mukabilinde sahip olmanız gerekiyordu.

Peki ya şimdi? Artık kitap okumak yahut herhangi bir konuda yazılmış bir metne ulaşmak iki yüzyıl öncesinde hayal edilemeyecek kadar kolaylaştı. Öncelikle -eskiden beri süren kütüphane imkânı bir köşede akılda tutulursa- kitaba ulaşmanın maddi cephesi giderek küçülmeye başladı. İnternet dünyası bir tıkla önümüze sayısız metni ve kitabı artık bilâücret seriyor. Eğer illaki kitabı kendi kütüphanenize koymak istiyorsanız, kitapçılar çarşısına gitmeniz gerekmiyor. Çoğu kadim yayınevi son dönemde kitapçılarını kapatarak yahut azaltarak internetten satışa ağırlık vermeye başladı.

İnsanoğlu, yazıya ulaşmak için taş kitabenin ayağına gittiği dönemlerden odasında otururken bir tık ile koli koli kitapların kapısına geldiği zamanlara ulaştı. Fakat asıl büyük değişim kitabın artık elle tutulur bir materyal olmaktan çıkmasıyla, dijital ortam ve cihazların içinde sanal boyuta taşınmasıyla gerçekleşti. E-kitaplar artık her yerde ve basılı kitaplara her geçen gün daha fazla meydan okuyorlar. Dahası yeni bir meslek türedi, İngilizce adıyla “storyteller”lık, yani hikaye anlatıcılığı, daha doğrusu kitabı sizin yerinize size okuma işi. Sesli-kitaplar dünyasına hoşgeldiniz demek oluyor bu. Yani kitap, okunan bir şey olmaktan çıkıyor ve müzik gibi dinlenilen bir şeye dönüşüyor. Elbette kitabın hala ender bir nesne olduğu dönemlerde ocak başında bütün ailenin bir araya gelip sesli kitap okuyan birini dikkatle dinlediği zamanlardan çok daha farklı bir sesli-kitap alışkanlığı bu. Kulaklıkları tak ve istediğin yerde durdurarak, istediğin sayfadan başlatarak kitabı dinle! Yeni yetişen nesillerin kitapla, yazıyla buluşma şekli gelecekte belki bütünüyle dijitalleşecek.

Bu yüzden yayınevleri birçok kitabın kağıda basılmış halinin yanında e-kitap formunu da satışa sunuyor. Hangisini seçeceğiniz size kalmış. Orta yaş ve üstü okurlar elbette ki büyük bir oranda kitabın temas edilebilir olmasından yana, fakat gençler kitabı artık çoğunlukla telefonlarından, bilgisayarlarından yahut kindle’lardan okuyor. Kindle’ların eser üzerinde işaretleme yapma, satırların altını çizme, sayfa yanına notlar alma gibi imkânlar sunması elle tutulur kitaplara yakın bir deneyim kazandırıyor.

Kısaca yazı dünyası teknolojinin karakter aşılaması ile yeni bir forma dönüştü. Bütün bunlar, bir yanıyla tarihin gözüyle baktığınızda inanılmaz bir nimet, bir yanıyla da o koca internet ve dijital evren kalabalığı arasında silikleşme ve kaybolmaya doğru kötü bir gidiş. İnternet dünyası her türlü metni ve kitabı bulabileceğiniz bir uçsuz kütüphane belki, fakat bu  devasa kütüphanenin güvenirliğini günden güne kaybettiği de bir gerçek. Ne dersiniz?

Semra YAMAN

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz