Lale Devri Şairi Nedim’in Şuh Sesi Nereden Geliyor?

335

Divan edebiyatının estetik iklimi içinde şairlerin sözcüklerle duyguları harmanladıkları mecliste Nedim’in özel bir yeri vardır. Nedim, 18. yüzyılın şen ve şuh yaşantısını, güzelliği adeta bir varlık haline getirerek beyitlerine işlemesiyle devrin padişahlarından paşalarına, haremin önde gelen kadınlarından İstanbul halkına kadar nüfuz etmeyi başarmıştır. Onun Türk edebiyatı içindeki müstesna yeri, sonraki yüzyıllarda gülün ve bülbülün hikâyesini ondan dinleyerek geleceğe taşıyan güçlü isimlerle daha iyi anlaşılır. Yahya Kemal bu izleyicilerden biri olarak Nedim’in sesini modern Türk edebiyatına taşımıştır.

Lale bahçelerinin arasında Nedim’in şarkıları ile geçen 18. yüzyıl, medeniyetin bir dantela gibi işlendiği ve incelmiş zevklerin hüküm sürdüğü bir dönemdir. Bu dönemin bütün motiflerini onun şiirlerinde bulmak mümkündür.

Şimdi NEDİM’İ daha yakından tanıyalım:

Asıl adı Ahmed olan Nedim, iyi bir medrese eğitimi almış ve Hâric Medresesi’nde müderris olmuştur. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya kasideler sunan Nedîm beklediği ilgi ve alakayı görmüş; İbrahim Paşa’nın kütüphanesine memur olarak atanmıştır. 1725’te Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine tayin edilen Nedîm, Aynî Tarihi’ni tercüme eden heyete de dahil olmuştur. Molla Kırımî Medresesi, Sâdî Efendi Medresesi, Eski Nişancı Paşa ve Sahn-ı Semân Medreseleri’ne tayin edilmiştir.

Nedim, şiirlerinde yoğunlukla zevk ve aşkı işlemiş, pek çok devlet büyüğüne kasideler sunmuştur. Eserleri Divan Edebiyatı altında toplanmış olup bu eserlerden en bilineni 1737 yılına kayıtlı olanıdır.

Nedîm’in etkisi Seyyid Vehbi, Enderunlu Fazıl, İzzet Molla, Enderunlu Vasıf, Osman Nevres gibi Divan şairleri yanında Ziya Paşa, Recaizade Mahmud Ekrem gibi Tanzimat dönemi şairlerinde açıkça görülür. Birçok Servet-i Fünun şairi de onun açtığı yolda yeni adımlar atmış, 20. yüzyılda bile Yahya Kemal Beyatlı gibi izleyicileri olmuştur.

Bir rivayete göre 1730 yılında çıkan isyan sırasında evinin damından kaçmaya çalışırken düşüp; diğer bir rivayete göre de cinnet geçirerek vefat etmiştir. Mezarı Üsküdar’da Selimiye Dergâhı civarındaki Çiçekçi mevkiindedir. Mezar taşına “Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun / Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi” beyiti yazmaktadır.

Eserleri: Divanı, Safâyi Tezkiresi Takrizi, Nigar-nâme, Sahifü’l-Ahbâr ve Aynî Tarihi.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır

Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır

Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır

İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır

Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır

Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır

Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır

Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır

Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır

Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır

Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır

Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır

İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana

Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana

Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana

Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Erişti nevbahar eyyamı, açıldı gül-i gülşen
Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen
Çemenler döndü ruy-i yare, reng-i lale vü gülden
Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen

Açıldı, dilberin ruhsarı gibi leleler, güller
Yakıştı zülf-ü huban veş zemine saçlı sümbüller
Nevasaz olmada bin şevk ile aşufte bülbüller
Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz