Osmanlı Dönemi’nden Günümüze Sokak Köpeklerinin Durumu

1478

Hayvan hakları üzerine yapılan tartışmaların başında insanların toplu yerleşim bölgelerinde, özellikle de şehirlerde sahipsiz hayvanların başıboş şekilde dolaşması durumu gelir. Hayvanların zararsızlığını ve serbest bırakılmasını savunanlar ile tehlikeli olduklarını ve merkezî alanlardan uzaklaştırılmaları gerektiğini düşünenler geçmişten günümüze karşı karşıya gelmiştir.

Osmanlı Dönem’inde özellikle sokak köpekleri üzerinden gelişen tartışmalara yakından bakalım. Sokaklarda kontrolsüzce çoğalan köpeklerin yoldan geçen insanlara saldırmaları, caddelerde yürüme güçlüğüne neden olur. Bunun yanında köpeklerin yol açtığı çevresel pislik, çeşitli hastalıkların yayılma sebebi olarak görülür. Bu durumların halkta yol açtığı rahatsızlığa karşın, onları ailelerinin fertleri gibi görerek düzenli olarak besleyen kişilerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur.

Kasap dükkanları başta gelmek üzere, köpekler karınlarını doyurabilecekleri yerlerde gruplar halinde birikir. Onların su ihtiyaçlarına yönelik caddelerde, mahalle aralarında özel yerler yapılır. Fakat bu konuda rahatsızlıkların artması sokak köpeklerinin toplu olarak merkezî bölgelerden uzaklaştırılması yahut ithafı, yani öldürülmesi tartışmalarını gündeme getirir. Bugün hala devam eden tartışma ve uygulamalar olmaları dolayısıyla bu konudaki geçmiş tecrübelere göz atmak yerinde olacaktır.

Sahipsiz köpeklerin itlafı meselesinin, II. Mahmut döneminde (1808-1839) gündeme geldiği bilinmektedir. İngiliz asıllı bir kişiyi bir köpeğin ısırması sonucu Osmanlı Sarayı’na yansıyan mesele, diplomatik ilişkilerin korunması önceliğiyle ele alınır ve köpeklerin telefine dair bir ferman çıkartılır. Ferman, köpeklerin katline karşı çıkanlara rağmen uygulanır, fakat kalıcı bir çözüm olmaz. İkinci bir defa Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) köpeklerin öldürülmesi karara bağlanır, fakat o sırada çıkan bir yangın dolayısıyla uygulanmaz. İstanbul’un sokaklarının köpeklerden arındırılması konusunda üçüncü bir girişim II. Meşrutiyet sonrasında 1910’da gerçekleşir. Remlinger’in 1932’de yayımladığı Mercure de France adlı çalışmasında bu dönemdeki uygulamaya değinir; köpeklerin geleneksel Türk yaşantısının doğal bir unsuru olduğunu vurgular.

1850’den itibaren köpekler için bir vergi çıkartılır ve hayvan hakları konusunda düzenlemeler konuşulmaya başlanır. Hayvanların toplu olarak öldürülmesindeki insan dışılık tartışılmış ve şehirden uzaklaştırılmalarının daha insanî olacağı noktasında birleşilmiştir. Bu konuda Catherine Pinguet’in İstanbul’un Köpekleri adlı çalışması geçmiş uygulamaları bilmek açısından aydınlatıcıdır.

Sokak köpeklerinin durumu hakkında düşünenlerden biri de Tanzimat Dönemi’nin öncü isimlerinden biri olan Şinasi olur:

“Bizce ehven ve esheli şudur ki limandan kalkıp Marmara ve Karadeniz’in iki taraflı civar sahillerine giden, veyahut mahsusen ta’yini icabeden kayıklarla bir daha avdetleri kabil olamayacak kadar uzak mahallere bırakılmaları kifayet eder ve eğer kesretlerine hale getirmek mültezem ise birtakımı Rumeli ve dier takımı Anadolu yakası için olmak üzre dişisi erkeğinden tefrik olunmalıdır. Ahalî-i kurâ’nın bekcilik hizmetinde daima   köpek kullanıldığına nazaran, bunlar şehirden âlâ oralarda esbab-ı teayyüşleri olan şeyleri köy ve kendilerde daha ziyade ve her zaman hazır ve âmade bulacakları vâreste-i iştibahtır. Bu suret, sair büyük şehirler için dahi bir misal ittihaz olunabilir.”

Köpeklerin merkez bölgelerden uzaklaştırılmalarını ve çoğalmalarının önüne geçmek için dişileri ile erkeklerinin ayrılmalarını öngören Şinasi, böylece sokakların daha temiz ve güvenli hale geleceğini ifade eder.

Görüldüğü gibi hayvanlarla bir arada yaşama hikayemiz, bugün olduğu gibi geçmişte de hayvanların aleyhine gelişen olaylarla ve uygulamalarla dolu. İnsanın belki her şeyden önce dünyanın tek sahibi ve hakimini olan canlının kendisi olduğu sanrısından kurtulması gerek. Güç, kendini ifade etme, savunma ve hayatını idame ettirme yetileri sınırlı olan hayvanlar karşısında ezici bir nitelik taşımaya devam ettikçe medeniyet dediğimiz şey, yalan yanlış bir kurmaca olmaktan çıkmayacak…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz