Sürgünde Bir Kalem Ustası: Refik Halit Karay

484

18 Temmuz fırtınası hiç dinmeyen bir hayatın sahibi olan Refik Halit Karay’ın ölüm yıldönümü… Yazarlar bize sadece kitaplarını bırakmaz, çoğu kere onların yaşamları da birer eser olarak dilden dile dolaşır. İşte size Memleket Hikayeleri yazarının ardında bıraktığı yılların hikayesi.

Refik Halit Karay, 15 Mart 1888’de İstanbul’da doğar. Ailesi İstanbul’un ileri gelenlerinden olduğu için ona iyi bir eğitim imkanı sunar. Galatasaray Sultanîsi’nden sonra Hukuk Mektebi’ne geçer. II. Meşrutiyet’in ilanı ile okuldan ayrılıp gazeteciliğe başlar. Bu arada Robert Koleji’nde Türkçe öğretmenliği (1918), Posta-Telgraf Umum Müdürlüğü (1919) gibi görevlerde bulunsa da gazetecilik ve yazarlık onun asıl sahasını oluşturur.

İlk yazıları “Servet-i Fünûn” ve “Tercümân-ı Hakîkat”te çıkar. Henüz yirmi bir yaşındayken Tercümân-ı Hakîkat’te başmakaleleri yayımlanır. Bir ara Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun mütercimliğini yaptığı “Havadis” adında bir gazete çıkartmaya başlasa da zarar ettiği için kısa sürede kapanır. “Tiryaki Hasan Pasa ve Kanije Müdafaası” isimli bir oyun yazar.        Yakup Kadri ile Fecr-i Âtî topluluğuna katılır, ne var ki edebiyata yeni bir soluk getirme iddiasının gerçekleşmediğini görünce buradan ayrılır. 1909’da “Eşref” adlı mizah dergisinde kaleme aldığı portre yazıları ile tanınmaya başlar. Daha sonra “Cem” mecmuasında başyazarlığa getirilir. Kalem mizah dergisinde ve Akşam gazetesinde “Kirpi” adı ile yazıları yayımlanır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni alaya alan yazılarından dolayı 1913 yılında Sinop’a sürülür. Burada yazı faaliyetlerine yayıma uygun ortam olmadığı için bir süre ara verir. “Ay Dede” adıyla birkaç yazısının “Peyam” gazetesinde neşredilmesi sonrası gazetenin kapatılması onun bu görüşünü haklı çıkarır. Sinop’taki sürgün hayatı Çorum, Ankara, Bilecik şehirlerinde devam eder. “Memleket Hikayeleri”ni bu süre içinde yazar. Ziya Gökalp’in araya girmesi ile ilk sürgün hayatı son bulur, 1918’de İstanbul’a geri döner.

Yeni Mecmua, Ay Dede ve Sabah gazetesinde bir yandan edebi bir yandan da mizahi, eleştirel yazıları yayımlanır. Anadolu’da başlayan Milli Mücadele’ye inanmayan Refik Halit, 1922’ye kadar bu görüşünü kalemiyle savunur. Fakat yeni hükümetin kurulması ile Suriye’ye kaçmak zorunda kalır. Kısa süre sonra ismi “Yüzellilikler” arasına alınır. On beş yıl boyunca Beyrut, Halep ve Hatay’da yaşar. 1938’de çıkan af kanunu ile yurda döner. Hızla gazeteciliğe sarılır, peş peşe birçok eser yayımlar. 18 Temmuz 1965’te hayata gözlerini kapatır.

Hiciv, mizah ve gerçekçilik Refik Halit’in kaleminin ayırıcı özellikleridir. İstanbul Türkçesi’nin en güzel örneklerini vermiştir. Realist bakış açısı ile Anadolu’yu “Memleket Hikayeleri”nde çok yönlü olarak işlemiştir. Gurbet Hikâyeleri, yazarın bir kısmını sürgün yıllarında, bir kısmını sürgünden döndükten sonra İstanbul’da kaleme aldığı eseridir. Dikkatli gözlemciliği ile “ressam-muharrir” sıfatını almıştır. Sürgün, eserlerinde en çok işlenen konudur.

Eserleri şöyledir: Kirpinin Dedikleri (1911), Sakın Aldanma, İnanma, Kanma (1917), Ago Paşa’nın Hatıratı (1918), Memleket Hikâyeleri (1917), İstanbul’un Bir Yüzü (1920), Ay Peşinde (1922), Tanıdıklarım (1922), Guguklu Saat (1925), Deli (1939), Bir İçim Su (1931), Yezidin Kızı (1939) Çete (1939), Bir Avuç Saçma (1939), Gurbet Hikâyeleri (1940), Sürgün (1941), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrı’ya Şikâyet(1944), Minelbab İlelmihrab (1946), Anahtar (1947), Bu Bizim Hayatımız (1950),Nilgün (1950-52), Yer Altında Dünya Var (1953), Dişi Örümcek (1953), Bugünün Saraylısı (1954), İki Bin Yılın Sevgilisi (1954), İki Cisimli Kadın (1955), Kadınlar Tekkesi (1956), Karlı Dagdaki Ates (1956), Dört Yapraklı Yonca (1957), Sonuncu Kadeh (1965), Yerini Seven Fidan (1977), Ekmek Elden Su Gölden (1980), Ayın On Dördü (1980), Bir Ömür Boyunca (1980), Yüzen Bahçe (1981). Yazarın ayrıca Tiryaki Hasan Pasa ve Kanije Müdafaası isimli bir tiyatro oyunu bulunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz