Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Romanından 20 Alıntı

476

Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera’nın en çok satan kitabıdır. Eser, 1984 yılında sinemaya da uyarlanmıştır. Kundera tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkahramanı Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgulamıştır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal ön yargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve ‘var olmanın dayanılmaz hafifliğine’ mahkumdur ne de olsa. Romanda, 1968’deki Prag Baharını ve akabinde SSCB’nin Çekoslovakya işgalini arka plana alarak roman kahramanları Tereza, Tomas, Sabin, Franz arasındaki ilişkiler anlatılır.

Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanından 20 alıntı

Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştırılamaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.

*****

Dehşet bir şoktur, mutlak bir körleşmenin zamanı. Dehşette en ufak güzellik yoktur. Bütün görebildiğimiz bizi bekleyen bir olayın delip geçici ışığıdır. Öte yandan, hüzün olacakları bildiğimizi varsayan bir tavırdır.

*****

İnsanlar genellikle dertlerinden kurtulmak için geleceğe kaçar; zamanın yoluna düşsel bir çizgi çeker, bu çizginin ötesi o anki dert ve sıkıntılarının sona ereceğini sanırlar.

*****

Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile, özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş, gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmışlara olanlara davranışında gizlidir; hayvanlara. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.

*****

Aşklar da imparatorluklar gibidir; üzerine dayandırıldıkları düşünceler un ufak olduğunda, onlar da silinir gider.

*****

Kendini beğenmesi değildi onu aynaya çeken şey; kendi ‘ben’ini görmekten duyduğu şaşkınlıktı.

*****

Firavunun kızı, küçük Musa’yı taşıyan sepeti dalgalardan çekip almamış olsaydı, ne Ahdi Atik ne de içinde yaşadığımız uygarlık olmayacaktı! Antik Çağa ait birçok efsane, bırakılmış bir çocuğun kurtarılmasıyla başlamaz mı? Polybus küçük Oedipus’u kanatlarının altına almamış olsaydı, Sofokles en güzel tragedyasını yazamayacaktı!

*****

Her iki tarafı da mutlu edecek tek ilişki, duygusallığa yer vermeyen ve sevgililerden ne birinin, ne de ötekinin birbirlerinin yaşamı ve özgürlüğü üzerinde hak öne sürdükleri ilişki biçimidir.

*****

Yükümüz ne kadar ağır olursa, yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur.

*****

Başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaçta kaçının duygularımızın -sevgi, antipati, iyilikseverlik ya da kötücülük- sonucu, kaçta kaçınınsa bireyler arasındaki sürekli güç oyunu tarafından belirlenmiş olduğunu hiçbir zaman kesinlikle saptayamayız.

*****

İşi tersten ele alırsak, bir yükten mutlak biçimde yoksun olmak insanoğlunu havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir. Hangisini seçmeli o halde? Ağırlığı mı, hafifliği mi?

*****

Eğretilemeler tehlikelidir. Aşk bir eğretilemeyle başlar. Yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.

*****

Descartes önemli bir adım attı; insanı ‘maitre et proprietaire de la nature’ (doğanın efendisi ve sahibi) yaptı. Hiç kuşkusuz bu adımla hayvanların ruhu olduğunu kesinkes reddedenin o olması arasında da derin bir bağ var.

*****

Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yinelenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şeyler söyler bize. Onun diyeceklerini Çingenelerin kahve falı bakması gibi karineyle çıkarırız.

*****

Aşırı uçlar, ardında yaşamın sona erdiği sınırlar demektir ve sanatta da politikada da, aşırılığa duyulan tutku, ölüme duyulan örtük bir özlemdir aslında.

*****

Bir kere olan şey hiç olmamış demektir. Ne Çeklerin tarihi, ne de Avrupa’nın tarihi bir kere daha yinelenecek. Çeklerin ve Avrupa’nın tarihi, insanlığın talihsiz deneyimsizliğinin kaleminden çıkma bir çift karalamadır. Tarih insan yaşamları kadar hafiftir; dayanılmaz derecede hafif, bir tüy kadar, yukarı doğru süzülüp havaya karışan toz, yarın varolmayacak herhangi bir şey kadar hafif.

*****

Hüzün biçimdi, mutluluk içerik. Mutluluk hüznün uzamını dolduruyordu.

*****

Yaptığımız işlere başkasının gözü değdiği an, ister istemez o göze hoş görünmeye çalışırız ve yaptığımız hiçbir şey dürüstçe olmaz. Bizi seyreden birilerinin olması, bizi seyredenleri bir türlü aklımızdan çıkaramamak, yalanlar içinde yaşamak demektir.

*****

Aslında gerçekten ciddi olan sorular bir çocuğun bile dile getirebildiği sorulardır. Yalnızca en çocuksu sorular gerçekten ciddi olan sorulardır. Cevapları olmayan sorulardır bunlar. Cevabı olmayan soru, aşılamayacak bir engeldir. Başka bir deyişle insani olasılıkların sınırlarını belirleyen, insan varoluşunun sınırlarını saptayan, cevabı olmayan sorulardır.

*****

‘Ben’de özgün ve benzersiz olan şey, bir kişide düşlenemeyen ne varsa onun içine gizlenir. Düşleyebildiklerimiz herkesin başkaları gibi yaptığı şeyler, insanların ortak yanlarıdır ancak. Bireysel ‘ben’ alelade olandan farklı olan, yani önceden tahmin edilip kestirilemeyen, peçesini, örtüsünü sıyırıp açmak, fethetmek gereken şeydir.

*****

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz